Ekonomik Krizler Ve Türkiye’nin Politikası
Dünya Ekonomi Tarihi’nde üç büyük ‘küresel ekonomi krizi’ yaşanmıştır. Kimi iktisatçılar kriz dönemini son iki yüz yılın ya da kapitalizm döneminin en büyük ve etkili ekonomi olayı olarak tanımlamaktadır:
1.
1873 Tarım Krizi,
2.
1929 Borsa Krizi (Büyük Buhran),
3.
2008 Küresel Kredi Krizi.
Anılan krizlerin en uzun sürelisi ‘Tarım
Krizi’ ve en kısa sürede sona eren ise ‘2008 Küresel Kredi Krizi’dir. Fakat üç
krizin arasında finansal büyüklük ve dünya ekonomisinde en yaygın olanı ise
‘Küresel Kredi Krizi’dir. Her üç krizin başladığı ve etkilendiği ekonomi
Liberal ekonominin önderi Amerika Birleşik Devletleri’dir.
Küresel Kredi Krizi’ni boyutu için ABD
ekonomisinin yanısıra AB ülkelerini de etkilediği, kredi kuruluşları, sigorta
ve yatırım kuruluşları ile bankaların batmasına neden olduğunu söylemek
yeterlidir. Buna ek olarak krizin başlangıcında ABD Merkez Bankası (Fed)’nın
krizin maliyetini 175 milyar dolar tahmin etmesine karşın Banka’nın 5.4 trilyon
dolar tutarlık piyasalara likitide desteği verdiğini belirtmek yeterlidir.
Bunun anlamı liberal ekonominin -kapitalizm-
kalesi ve önderi ABD, devlet desteği ve ekonomiye müdahale ile krizi atlatmaya
çalışmıştır. Ayrıca bu onarım 2 yıl gibi kısa sürede sonlanmıştır. AB ülkeleri
bu kriz kaynaklı sorunları (Euro krizi) daha uzun sürede çözebilmiştir. Üstelik
bir çok bankasının ‘batışı pahasına’ bu sonuca ulaşılmıştır.
ABD’de kriz döneminde Fed Başkanı Ben
Bernanke idi. Üniversite kökenli Bay Bernanke’nin doktora konusu 1929 Borsa
kriziydi. Anılan borsa krizi İkinci Dünya Savaşı başlayınca sonra ermişti.
Çünkü dönemin iktisat biliminsanları ‘kapitalist ülkede devlet müdahalesi’ne
karşıydılar. Oysa krizin kendini sonlandırması büyük kayıplara neden olmuştu.[1]
Sadece ekonomi, finans ve sanayi değil, toplum da büyük yaralar almıştı.
Özetle kapitalist ülkenin mali krizi
‘devlet müdahalesi’ ile çözüme ulaştırması Fed Başkanı’nın tek kozuydu ve bunu
da başardı. Ne var ki piyasalara verilen likidite desteği enflasyonist etki
yapabilirdi. O nedenle de -hatırlayanlar olabilir- kriz sonlanması üzerine her
ay piyasadan 25-50 milyar dolar para geri çekildi. Bu konuda ABD Hazinesi ve
Merkez Bankası Başkanı uyumlu karar ve uygulamalarıyla büyük krizden en az
zararla ekonomiyi düzlüğe çıkardılar.
Türkiye Ekonomisi yaklaşık bir yıldır
enflasyon ve döviz kurları başta olmak üzere bir çok sorunla karşı karşıya.
Krizin çözümü için yönetime gelen ekonomi kurmayları 2024 Mayıs ayında iyileşme
sürecinin başlayacağını açıklamalarına karşınfaiz indiriminin Aralık ayı Para
Politikası Kururlu’nda (PPK) olabileceğini tahmin ediyorlar. Hatta uluslararası
yatırım kuruluşları da bu görüşte. Ekonomide iyileşme tahmini yaz boyunca
ertelendi ve bügünkü iyileşme sürerse iki yıl sonra enflasyonun tek haneye
inebileceği resmi makamların ve OVP’nin öngörüsü. Türkiye Cumhuriyeti Merkez
Bankası bu amaçla kararlı bir politika uyguluyor. Sonuç olarak 2024 yılı başında
aylık %3’lerde artan enflasyon yıl sonu itibari ile %2’lere düşecek gibi
görünüyor.
Dezenflasyon süreci ve politikasının
başarılı olduğu kesin ama, iş çevreleri ve piyasalar likidite sıkıntısını her
fırsatta dile getiriyorlar. Halkın yüksek enflasyon ve pahalılık konusundaki
haklı şikayetleri üzerine söylenecek söz bulunmuyor. Bu ve daha bir çok nedenle
de hem ekonomiyi soğutmak hem de çarkların dönebilmesi için gerekli likidite
desteği verilmelidir.
Küresel Kriz (2008) örneğinde olduğu
gibi serbest ekonominin de kimi zaman ‘devlet müdahalesi’ ile yaşamını
düzenlediği artık ‘evrensel bir iktisat kuralı’. Bugünlerde benzer bir durum
Güney Kore’de yaşandı. Batılı devletlerin sosyalist ekonomilere örnek verdiği
‘Kore mucizesi’ sıkı yönetim kararı ile büyük bunalıma girince Kore Merkez
Bankası iki önlem aldı. Birincisi kısa vade de piyasalara fon desteği
vereceğini açıkladı. Paranın değeri çok düştüğünden döviz piyasasında önlemler
alabileceğini duyurdu.
Aslında bu konuda yakın dönemde ‘2001
Bankacılık Krizi’ yaşandığında -ülkemizde- halk deyimi ile Kemal Derviş’in
ekonomik programı da benzer bir uygulamaya başvurdu. ‘Güçlü Ekonomiye Geçiş
Programı’ ile kısa sürede bankalar güçlendirildi. Sermaye yeterliliği rasyosu
ve yasal düzenlemeler yapıldı. IMF’den kredi desteği ile döviz kurunda istikrar
sağlaması sonucu 2002 yılında 230 milyar dolar olan milli gelirin (GSYH) yedi
yılda 742 milyar dolara yükselmesi başarının en güzel göstergesi.
Ekonomide sorunlar kararlılık ve
desteklerle çözümlenir. O nedenle de serbest piyasa ekonomisinde devlet/kamu
müdahaleleri gerekli ise yerine getirilmelidir.
Yayın Yeri: Ekonomim Gazetesi
Yayın Tarihi: 09 Aralık 2024
Yazar:
Şerif Yüksel
Raif Bakova
Yayın Linki: https://www.ekonomim.com/kose-yazisi/ekonomik-krizler-ve-turkiyenin-politikasi/785144
Yorumlar
Yorum Gönder